En Kötü Zamanlama Deneyi
En Kötü Zamanlama Deneyi
Finans yazarı ve portföy yöneticisi Ben Carlson, 2014'te yazdığı bir blog yazısında bir düşünce deneyi kurguladı. Deneyin kahramanı hayali bir yatırımcıydı; adını Bob koydu.
Bob'un yatırımcı olarak tek bir "özelliği" vardı, o da inanılmaz derecede kötü bir zamanlaması olmasıydı. Carlson, gerçek S&P 500 endeksinin tarihsel verilerini kullanarak Bob'u piyasanın mümkün olan en kötü dört anına, art arda dört kez yerleştirdi.
Bob ilk yatırımını 1973'ün başında, elindeki 6 bin doları piyasaya yatırarak yaptı. Seçtiği zamanlama daha kötü olamazdı; petrol krizi ve yüksek enflasyonun tetiklediği bir düşüşle S&P 500 iki yıl içinde yaklaşık yüzde 48 değer kaybetti.
Bob bu ilk deneyiminden yılmadı, 1987'de elindeki 46 bin doları yeniden piyasaya sürdü; birkaç ay sonra "Kara Pazartesi" olarak anılan günde piyasa tek bir günde yüzde 20'den fazla, o yıl toplamda yüzde 34 çöktü.
Bob 2000'de 68 bin dolarla üçüncü kez denedi; tam o sırada dot-com balonu patlamaya başladı ve piyasa yıllarca süren bir düşüş dönemine girdi. Son olarak 2007'de 64 bin dolarla dördüncü yatırımını yaptı; hemen ardından küresel finans krizi patlak verdi ve S&P 500 yaklaşık yüzde 50 değer kaybetti.
Bob, dört kez de piyasanın tam zirvesini, çöküşten hemen önceki en kötü noktayı yakalamıştı.
Bu kadar kötü bir zamanlama şansına rağmen; parasını hiçbir zaman piyasadan çekmedi. Çöküşler yaşanırken de elindeki yatırımı satmadı, sadece bekledi. Portföyünün değeri bazı dönemlerde neredeyse yarı yarıya erirken bile panik satışına başvurmadı.
Eğer her çöküşte paniğe kapılıp elindekini satmış olsaydı, hikaye çok farklı biterdi; kağıt üzerindeki kaybını gerçek bir kayba dönüştürmüş olurdu. Ama o sadece beklemeyi seçti.
34 yıl boyunca toplam 184 bin dolar yatıran Bob, emekli olduğunda elinde yaklaşık 1,1 milyon dolar buldu; bu da yıllık ortalama yaklaşık yüzde 9'luk bir getiriye denk geliyordu. Dört kez peş peşe piyasanın en kötü anını yakalamış olmasına rağmen, sonunda kayda değer bir servete ulaşmıştı.
Yatırım dünyasında sıkça tekrarlanan bir söz vardır: ‘’Time in the market beats timing the market’’, yani piyasada geçirilen süre, piyasayı doğru zamanlamaktan daha belirleyicidir.
Bob’un hikayesi bu sözün belki de en uç örneğidir; dört kez de yanlış anı seçmiş olmasına rağmen, piyasada kalmaya devam ettiği için sonunda kazanan olmuştur.
Bob'un hikayesi kurgusal olsa da, kullanılan getiri verileri gerçek piyasa tarihine dayanıyor. Deneyin gösterdiği şey basit: Doğru zamanlamayı yakalamak neredeyse imkansızdır, ama piyasada uzun süre kalmaya devam etmek, kötü bir zamanlamanın etkisini bile zamanla telafi edebilir. Bob'un başarısının sırrı akıllı bir giriş noktası bulmak değildi; tam tersine, en kötü giriş noktalarını bulmuş olmasına rağmen hiç çıkmamış olmasıydı.
Bob'un hikayesindeki gibi, piyasada uzun soluklu kalabilmek için doğru araçlar Hissedar’da!
- Şirketlerin uzun dönemli finansal verilerini finansal tablolar üzerinden inceleyerek, anlık dalgalanmalar yerine büyük resme odaklanabilirsin.
- İlgilendiğin şirketleri izleme listene ekleyerek, yıllar içindeki gelişimini takip edebilirsin.
- Şirketlerin resmi açıklamalarını KAP duyuruları üzerinden düzenli takip ederek, kararlarını güncel bilgiyle şekillendirebilirsin.
- Hareketli günlerde, gürültüye kapılmak yerine, Hissedar’da kalarak kendi planını sakince uygulayabilirsin.